Sevdiğim, sevmediğim kitaplar hakkında yazdığım bi blog oluşturuyorum, şimdilik iki tane yazdım. Eger sız de yazmak ısterseniz haber verin. Aslında hayalim, zevkine guvendıgım insanların yazacagı bir blog oluşturup, bu yorumlar sayesinde de hem bi birikim hem de ne okusam denilince acıp bakılacak bir yer oluşturmaktı, ama genelde böyle girişimler patlar oldukları için şimdilik kendi kendime konusuyorum galba, ama dedıgım gibi yazmak isterseniz söyleyin;)
22 Ekim 2009 Perşembe
20 Ekim 2009 Salı
gokyuzunde bir duvar ordum
cok uzun bir ara yine. iyi oluyor ama; birden an geliyor, hatirliyorum bu blogun varligini. belki istanbul'da olmak hatirlatti yeniden.
sadece bir ruya paylasacagim sizlerle. aslinda goreli bir bucuk ay kadar oldu. ama o kadar ozle bir ruya ki! cok seviyorum onu. bir de yillardir bitmek tukenmek bilmeyen kabuslarim sanki artik yok gibi. en azindan sabahlari dayak yemis olarak kalkmiyorum bu ruyayi gordugumden beri. belki sonra bir kucuk oykucuge donustururum. buyrun okuyun ruya perileri:) bu arada ruya yorumundan anlayan varsa memnuniyetle beklerim yorumlari da..
***
gokyuzunde yasiyorum. oylece havada asili kalmis, yuzer bir halde. tum gokyuzu benden sorumlu. yillardir gokyuzunu masmavi, gunesli tutuyorum. herkesi mutlu etmek icin. her sey sakin, her sey mavi ve sicacik.
yeryuzunde bir kadin lanetleniyor. nedenini bilmiyorum. sonra uzerindeki toprakla beraber birden gokyuzune gonderiliyor. ufak bir adacik uzerinde o da gokyuzunde yuzmeye basliyor. uzun siyah sacli bir kadin. ben yaslarinda. 30 yasinda da olabilir. benden gokyuzunun yarisini istiyor. vermiyorum. sonra israr ediyor. "olmaz" diyorum, "bir seyleri yalnis yaparsan, her sey mahvolur. veremem gokyuzunun yarisini sana". bu sefer para teklif ediyor; gokyuzunun yarisini satin almak istiyor. yine "olmaz" diyorum. "gokyuzu satilik degil! hem bu cok buyuk bir sorumluluk: gogu surekli masmavi ve gunesli tutman lazim. eger firtina cikarirsan her sey bozulur". kadin hem hircin, hem de inatci. vazgecmiyor. aslinda tam guvenemiyorum ama yine de eninde sonunda ikna oluyorum. yarisini ona veriyorum. sonra gokyuzune koca bir duvar oruyoruz. bir yarisinda ben, digerinde kadin. ama kadin gokyuzunu alir almaz tum guclerini kullanmaya ve kar firtinalariyla dolu dolu saldirmaya basliyor benim tarafima. "dur" diyorum. ama dinletemiyorum. ilk once hicbir sey yapmiyorum. sadece kendimi korumaya calisiyorum. en azindan benim tarafimdaki gunes gitmesin diyorum. ama sonra gucunu gittikce arttiriyor ve bu sefer ben kadini tehdit etmeye basliyorum. "ben yillardir burada yasiyorum ve inan senden daha buyuk firtinalar yaratabilirim. beni buna mecbur etme, pisman olursun" minvalinde laflar sarf ediyorum. kadin bana misin demiyor. en sonunda ben de tum gokyuzunu kollarimla bukuyorum ve kocaman kocaman firtinalar yaratiyorum. aramizda bayagi siddetli bir savas yasaniyor. en sonunda kadin malup oluyor. ikimiz de yorgunuz.
sonra barisiyoruz birbirimizle. ve sevgili oluyoruz. birbirimize yaklasip opusmeye basliyoruz. opusurken gozlerimiz kapali. sonra dudaklarimizi ayiriyoruz. gozlerimizi aciyoruz. ama artik gokyuzunde degiliz. yeryuzune inmisiz.
sadece bir ruya paylasacagim sizlerle. aslinda goreli bir bucuk ay kadar oldu. ama o kadar ozle bir ruya ki! cok seviyorum onu. bir de yillardir bitmek tukenmek bilmeyen kabuslarim sanki artik yok gibi. en azindan sabahlari dayak yemis olarak kalkmiyorum bu ruyayi gordugumden beri. belki sonra bir kucuk oykucuge donustururum. buyrun okuyun ruya perileri:) bu arada ruya yorumundan anlayan varsa memnuniyetle beklerim yorumlari da..
***
gokyuzunde yasiyorum. oylece havada asili kalmis, yuzer bir halde. tum gokyuzu benden sorumlu. yillardir gokyuzunu masmavi, gunesli tutuyorum. herkesi mutlu etmek icin. her sey sakin, her sey mavi ve sicacik.
yeryuzunde bir kadin lanetleniyor. nedenini bilmiyorum. sonra uzerindeki toprakla beraber birden gokyuzune gonderiliyor. ufak bir adacik uzerinde o da gokyuzunde yuzmeye basliyor. uzun siyah sacli bir kadin. ben yaslarinda. 30 yasinda da olabilir. benden gokyuzunun yarisini istiyor. vermiyorum. sonra israr ediyor. "olmaz" diyorum, "bir seyleri yalnis yaparsan, her sey mahvolur. veremem gokyuzunun yarisini sana". bu sefer para teklif ediyor; gokyuzunun yarisini satin almak istiyor. yine "olmaz" diyorum. "gokyuzu satilik degil! hem bu cok buyuk bir sorumluluk: gogu surekli masmavi ve gunesli tutman lazim. eger firtina cikarirsan her sey bozulur". kadin hem hircin, hem de inatci. vazgecmiyor. aslinda tam guvenemiyorum ama yine de eninde sonunda ikna oluyorum. yarisini ona veriyorum. sonra gokyuzune koca bir duvar oruyoruz. bir yarisinda ben, digerinde kadin. ama kadin gokyuzunu alir almaz tum guclerini kullanmaya ve kar firtinalariyla dolu dolu saldirmaya basliyor benim tarafima. "dur" diyorum. ama dinletemiyorum. ilk once hicbir sey yapmiyorum. sadece kendimi korumaya calisiyorum. en azindan benim tarafimdaki gunes gitmesin diyorum. ama sonra gucunu gittikce arttiriyor ve bu sefer ben kadini tehdit etmeye basliyorum. "ben yillardir burada yasiyorum ve inan senden daha buyuk firtinalar yaratabilirim. beni buna mecbur etme, pisman olursun" minvalinde laflar sarf ediyorum. kadin bana misin demiyor. en sonunda ben de tum gokyuzunu kollarimla bukuyorum ve kocaman kocaman firtinalar yaratiyorum. aramizda bayagi siddetli bir savas yasaniyor. en sonunda kadin malup oluyor. ikimiz de yorgunuz.
sonra barisiyoruz birbirimizle. ve sevgili oluyoruz. birbirimize yaklasip opusmeye basliyoruz. opusurken gozlerimiz kapali. sonra dudaklarimizi ayiriyoruz. gozlerimizi aciyoruz. ama artik gokyuzunde degiliz. yeryuzune inmisiz.
28 Nisan 2009 Salı
makalelerden yürüyüşlere
gönül ister ki dönem çarçabuk geçse
hava güzel, bahar dinginliği olsa
biz yaşlanmış kadınlar
kolkola yürüyüşte
çabucak yorulsak
otursak bi banka
aaah ah desek eskiden hayat
geri dönsek buralara
ne şair ne aşık
düz yazı der ki
sizsiz burası kalabalık ve can sıkıcı bi peyote
zaman değişecek o günler gelicek ki a istanbul a şimdi nefes al nefes ver dicez.
oh.
hava güzel, bahar dinginliği olsa
biz yaşlanmış kadınlar
kolkola yürüyüşte
çabucak yorulsak
otursak bi banka
aaah ah desek eskiden hayat
geri dönsek buralara
ne şair ne aşık
düz yazı der ki
sizsiz burası kalabalık ve can sıkıcı bi peyote
zaman değişecek o günler gelicek ki a istanbul a şimdi nefes al nefes ver dicez.
oh.
25 Nisan 2009 Cumartesi
timarhaneden makaleler...
ne cok'u sair ne cok'u
benden de bir o kadar amerikanya bogumu
st louis'li undergrad partilere gider
elin jack'i bisikleti tek paca surer
grad'in derdi daglari deler
ben bitmisim dostlar sagolsun
asik asli der toronto kahve diyari
bir turlu icemez ajdadan cayini
onun derdi benimki, hepisi hep ayni
buralarda orta amerika selami
kimse bilmez cayhanenin adini
ben bitmisim dostlar sagolsun
lydia der steptoe olam
tatil gibi hayal olam
ama der tatli yurek nerede tatil?
kalmis 7 gunum bitmez bu halim
ben bitmisim dostlar sagolsun
istanbul'un tasi topragi altin
umraniyesi tuzlasindan cana yakin
bir yaz sicagi ki uzume salkim
cayhanesiz sehir olur mu?
ben bitmisim sen bitmis
eller klavyeye bitismis
sila ozlemi cekilmez
ben gittim dostlar sagolsun
benden de bir o kadar amerikanya bogumu
st louis'li undergrad partilere gider
elin jack'i bisikleti tek paca surer
grad'in derdi daglari deler
ben bitmisim dostlar sagolsun
asik asli der toronto kahve diyari
bir turlu icemez ajdadan cayini
onun derdi benimki, hepisi hep ayni
buralarda orta amerika selami
kimse bilmez cayhanenin adini
ben bitmisim dostlar sagolsun
lydia der steptoe olam
tatil gibi hayal olam
ama der tatli yurek nerede tatil?
kalmis 7 gunum bitmez bu halim
ben bitmisim dostlar sagolsun
istanbul'un tasi topragi altin
umraniyesi tuzlasindan cana yakin
bir yaz sicagi ki uzume salkim
cayhanesiz sehir olur mu?
ben bitmisim sen bitmis
eller klavyeye bitismis
sila ozlemi cekilmez
ben gittim dostlar sagolsun
21 Nisan 2009 Salı
birahaneden timarhaneye
mevsim gelmis bahar olmus
azicik gunes istemisim, cok mu?
issiz aylar gecmis kapali odalarda, aynalarda kendimle konusmusum
azicik sicak insan yuzu goreyim demisim, cok mu?
icim disim kitap makale basvuru deadline olmus, ben yetisememisim
keske amerikano takimi burada olsa da, zittirip her seyi sabah kadar oynasak diye ic gecirmisim, cok mu?
bir gece ansizin canim acibadem kurabiyesi cekmis, bakmisim camdan disari
"ah keske evin ordaki cihan pastanesi su kosede olsa" diye dilemisim, cok mu?
agaclara sincaplar tirmanmis, vicir vicir vicirmislar
ben memleketimin sokak kedi kopeklerini ozlemisim, cok mu?
kahvenin her cesitini ogrenmisim, bazilarini sevmis bazilarindan tiksinmisim
ama soyle bir ajda bardaginda demli cay icsem diye sizlanmisim, cok mu?
Asli der ki, bunca uzakliga degdi mi, basin goge erdi mi,
sorarim size arkadaslar: bu yasadigim hayat mi yoksa bok mu?
not: yazdiklari satirlarla bana ilham veren sayin cryingoverpros ve sayin lydiasteptoe'ya tesekkurlerimi borc bilirim. saygilar
azicik gunes istemisim, cok mu?
issiz aylar gecmis kapali odalarda, aynalarda kendimle konusmusum
azicik sicak insan yuzu goreyim demisim, cok mu?
icim disim kitap makale basvuru deadline olmus, ben yetisememisim
keske amerikano takimi burada olsa da, zittirip her seyi sabah kadar oynasak diye ic gecirmisim, cok mu?
bir gece ansizin canim acibadem kurabiyesi cekmis, bakmisim camdan disari
"ah keske evin ordaki cihan pastanesi su kosede olsa" diye dilemisim, cok mu?
agaclara sincaplar tirmanmis, vicir vicir vicirmislar
ben memleketimin sokak kedi kopeklerini ozlemisim, cok mu?
kahvenin her cesitini ogrenmisim, bazilarini sevmis bazilarindan tiksinmisim
ama soyle bir ajda bardaginda demli cay icsem diye sizlanmisim, cok mu?
Asli der ki, bunca uzakliga degdi mi, basin goge erdi mi,
sorarim size arkadaslar: bu yasadigim hayat mi yoksa bok mu?
not: yazdiklari satirlarla bana ilham veren sayin cryingoverpros ve sayin lydiasteptoe'ya tesekkurlerimi borc bilirim. saygilar
çayhaneden birahaneye
yaza yakın bi zamanda olmanın verdiği serinleme ihtiyacı ile,
ordan kalkıp, hız mız alamayıp,
sakin ve boş (bu da benim taksim hayalim) bi terasta bira içmeye
geçiyoruz.
güzel müzikler bile çalıyor. hatta inanır mısınız tatil planı filan yapıyoruz. umut arabayı hızlı kullanıyor, taylan içkili filan.
haydi haydi. (burası da türkçe bir şarkının nakaratı olsun.)
ordan kalkıp, hız mız alamayıp,
sakin ve boş (bu da benim taksim hayalim) bi terasta bira içmeye
geçiyoruz.
güzel müzikler bile çalıyor. hatta inanır mısınız tatil planı filan yapıyoruz. umut arabayı hızlı kullanıyor, taylan içkili filan.
haydi haydi. (burası da türkçe bir şarkının nakaratı olsun.)
20 Nisan 2009 Pazartesi
cayhane
kimse kalmamis bu cayhanede
ceren gider derse
cayini kaldirir havaya son bir kez
serefe der beyhude
belli ki kafasi
cok ama cok karismistir
-kotu siir denemeleri vol.2-
ceren gider derse
cayini kaldirir havaya son bir kez
serefe der beyhude
belli ki kafasi
cok ama cok karismistir
-kotu siir denemeleri vol.2-
18 Nisan 2009 Cumartesi
26 Şubat 2009 Perşembe
ben böyle sakin sakin kalmak isterken, zaten kimseyle pek konuşasım yokken, sıkılırken konusmaktan, tam şu an içeride recep ivedik eşliğinde rakı içiliyor. ben ise gıcık, suratsız ev sahibi olarak, odama gelip, ışığı da açmadan buraya yazıyorum. Sakin sakin kitap okuma planları yaptıgım bir gece, sayın ivedik'in anırmaya kusma arası, tam olarak ne olduğunu çözemediğim seslerini dinliyorum. Bir de bu seslerin arasındaki sohbetlerden anlıyorum ki, birileri çırağan sarayında bilişim konferansı düzenleyip oraya parayla dinleyici götürüyorlarmıs 30 liraya bütün gün konferans dinliyorsun, işe gel. aynı insanlar çevreci eylem düzenleyip 50 liraya aktivist kiralıyorlardı bana da gider misin demislerdi hehe.
Ben artık havalar ısınsın istiyorum ya da en azından şu yağmur dursun istiyorum. istanbul'dan uzak olanlarımız için hemen belirteyim, burada neredeyse iki haftadır yağmur yağıyor. Böyle olunca da açık havada, çay bahçelerinde saatlerce oturamıyorum. Kapalı yerlere tıkılmak zorunda kalıyorum. bahar gelsin artık, sokaklar da yaşam alanları olarak yeniden katılsın hayatımıza, günler uzasın, saat dörtte mesela, hava tam dışarıya çıkılmış kıvama gelmişken ben yürüyerek deniz kenarına ineyim, bu sırada beşiktaş'daki çay bahçesi de yeniden açılmış olsun ve ben orada oturup kitap okuyayım istiyorum mesela. Ya da gidip istiklal'de, adını unuttuğum simit sarayının yanındaki pasajdan geçilip gidilen çay bahçesinde oturayım istiyorum. çizmelerimi giymem gerekmesin, spor ayakkabılarımı ve kollarımı içinde kolayca hareket ettirebileceğim kıyafetlerımı giyip sattlerce yürüyebileyim. kış hareketleri ve yaşam alanlarını sınırlıyor; kışın banklar eksiliyor hayattan ya da simit alıp deniz kenarında çayla kahvaltı etme planı yapılamıyor. Öyle işte, kış sıkışmış hissettiriyor inasna kendini, hem kıyafetlere hem de çatıların altına sıkışmış hissettiriyor. Böyle bir nefessizlik hali oluyor, bir de bir doluluk hali. İşte kışa özgü bir hal bu galiba, hava ısındıkça geçiyor, hep öyle oluyor. bu yüzden hava ısınsın artık. yazının özeti budur.
Ben artık havalar ısınsın istiyorum ya da en azından şu yağmur dursun istiyorum. istanbul'dan uzak olanlarımız için hemen belirteyim, burada neredeyse iki haftadır yağmur yağıyor. Böyle olunca da açık havada, çay bahçelerinde saatlerce oturamıyorum. Kapalı yerlere tıkılmak zorunda kalıyorum. bahar gelsin artık, sokaklar da yaşam alanları olarak yeniden katılsın hayatımıza, günler uzasın, saat dörtte mesela, hava tam dışarıya çıkılmış kıvama gelmişken ben yürüyerek deniz kenarına ineyim, bu sırada beşiktaş'daki çay bahçesi de yeniden açılmış olsun ve ben orada oturup kitap okuyayım istiyorum mesela. Ya da gidip istiklal'de, adını unuttuğum simit sarayının yanındaki pasajdan geçilip gidilen çay bahçesinde oturayım istiyorum. çizmelerimi giymem gerekmesin, spor ayakkabılarımı ve kollarımı içinde kolayca hareket ettirebileceğim kıyafetlerımı giyip sattlerce yürüyebileyim. kış hareketleri ve yaşam alanlarını sınırlıyor; kışın banklar eksiliyor hayattan ya da simit alıp deniz kenarında çayla kahvaltı etme planı yapılamıyor. Öyle işte, kış sıkışmış hissettiriyor inasna kendini, hem kıyafetlere hem de çatıların altına sıkışmış hissettiriyor. Böyle bir nefessizlik hali oluyor, bir de bir doluluk hali. İşte kışa özgü bir hal bu galiba, hava ısındıkça geçiyor, hep öyle oluyor. bu yüzden hava ısınsın artık. yazının özeti budur.
18 Şubat 2009 Çarşamba
bagislarinizi bekliyorum
hazir asli yazmisken, ben de minik bir not duseyim. arkadaslar olur da turkiye'de "bu kesinlikle ceren'in hayali" diyeceginiz bi is imkani duyarsaniz, ya da olur da benim adima piyango bileti almak isterseniz, dunya turuna cikmam icin beni finanse etmek icinizden gelirse, kesinlikle akademinin sagligima zararli oldugu kanisina varip bana maas baglamak isterseniz butun bu onerilerinize dusuncelerinize acik olacagimi belirtmek isterim. (sanirim bu isler icin yanlis arkadaslar edindim)
herkese hayirli aksamlar diliyorum.
herkese hayirli aksamlar diliyorum.
17 Şubat 2009 Salı
firsat bulmusken amerikanya diyarlari..
evet, ben de amerikanya'dan kisacik bir yazi yazayim bari. 3 gundur uni of chicago'nun kampus kasabasinda guzel saatler geciriyorum. aslinda ne kampusu ne de chicago'yu dogru durust gorebildim. zira gerg'le bir odadan olusan evinde beraber zaman gecirmenin zevkine variyoruz. havalar cok guzel. ayrica ceren'i ona bu kadar yaklasmis olmama ragmen gorememek icimi burkuyor:( ama malum yogunluklar, grad school vs. bir dahaki sefere diyerek yuregimize su serpelim.
yalniz sunu fark ettim: benim icin bir uni.nin sehirde olmasi ne kadar onemliymis. uni of chicago'nun kampusu bayagi uzak sehre ve insan burda mecburen kitap okuyup, ders calisiyor. hele de kisin baska turlu bir sosyallik imkani yok gibi. bence bu kuzey ame.nin "gelismis" akademik basarisinin, unileri yerlestirdigi mekanlarla cok alakasi var. bir hapishane havasi sezmiyor degilim. neredeyse ilk defa uni of toronto'yla gurur duydum diyebilirim:)
bu arada beyaz elli minik prenses kim??
yalniz sunu fark ettim: benim icin bir uni.nin sehirde olmasi ne kadar onemliymis. uni of chicago'nun kampusu bayagi uzak sehre ve insan burda mecburen kitap okuyup, ders calisiyor. hele de kisin baska turlu bir sosyallik imkani yok gibi. bence bu kuzey ame.nin "gelismis" akademik basarisinin, unileri yerlestirdigi mekanlarla cok alakasi var. bir hapishane havasi sezmiyor degilim. neredeyse ilk defa uni of toronto'yla gurur duydum diyebilirim:)
bu arada beyaz elli minik prenses kim??
14 Şubat 2009 Cumartesi
dünyanın dört bir yanı'
na dağılmış arkadaşlarım,
istanbul'u ben bekliyorum. kendisi yağmurlu. onun haricinde, çok da değişik bişey yok.
chicago'ya gidenlerimiz olmuş sanırsam? nasıllar?
amerikanya'dan da buraya çiziktirmeler bekliyorum.
ben pazartesi okul açılcak, sarsılcam ve kendime gelcem diye umuyorum. ankara'ya gitmem de benzeri bi vesile idi. şimdi ise -hazal da izmir'e gitti- bi kopuk, kopma, koptu kopacak haldeyim. neden diye sormayın, ben düşündüm, ama çok kurcalamadım. bu zaman da böyle yaşanacakmış diyerekten geçiştiriyorum bu sorumu.
burada tekrar harflerinizi arayacak gözlerim.
istanbul'u ben bekliyorum. kendisi yağmurlu. onun haricinde, çok da değişik bişey yok.
chicago'ya gidenlerimiz olmuş sanırsam? nasıllar?
amerikanya'dan da buraya çiziktirmeler bekliyorum.
ben pazartesi okul açılcak, sarsılcam ve kendime gelcem diye umuyorum. ankara'ya gitmem de benzeri bi vesile idi. şimdi ise -hazal da izmir'e gitti- bi kopuk, kopma, koptu kopacak haldeyim. neden diye sormayın, ben düşündüm, ama çok kurcalamadım. bu zaman da böyle yaşanacakmış diyerekten geçiştiriyorum bu sorumu.
burada tekrar harflerinizi arayacak gözlerim.
16 Ocak 2009 Cuma
okumaların ve yazmaların
yani kağıtların arasından ben de dönüşümü ilan ediyorum.
hem yer, -ülke, il, ilçe, kasaba- çeşitliliğimiz artmış durumda. sırf saatlerden bahsetsek bile olur.
hem yer, -ülke, il, ilçe, kasaba- çeşitliliğimiz artmış durumda. sırf saatlerden bahsetsek bile olur.
13 Ocak 2009 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
