sevgili grindcorecular!
umarım keyfiniz yerindedir. burası artık benim masturbasyon alanıma döndü. kimse yazmıyor, kimse birbirini sevmiyor ve her şey yalanmış.
bu sebeple size çok hastayken (yine hasta oldum tabii ki) ve uykusuz bir istanbul- ankara yolculuğunda yazdığım ve benim tam bir gerizekalı olduğumu düşünmenize sebep olacak olan yazımı sunmak isterim. böylece benle tüm ilişkinizi kesmek isteyeceksiniz, olmayan espri anlayışımdan nefret edeceksiniz ve mümkünse ayağınızın altında beni bir böcek gibi ezmek isteyeceksiniz. ama dikkat çekmek istediğim nokta yazıdaki espritüel tonunun niteliği değil, uykusuzluğun ne tür saçmalıklara kadir olduğunu birinci elden ve ikinci gözden görebilmenizdir. bir noktada yazdıklarımı yazmaktan o kadar sıkıldım ki, en sonunda gerçekten uykum geldi ama saat sabah 6 olmuştu zaten.
bu asla tamamlanmayacak olan öykünün ismi: üstses sendromu
buyrunuz:
"Bir üst ses olmaya dair merakım lise yıllarıma dayanır. lise yıllarıma dayanır ve üniversite yıllarımın içinden usulca çekilmeyi de başarmıştır. üniversite yıllarımda artık üst ses olmakla hiçbir ilgisi olmayan mühendislik mesleğine ilgi duymaya başlamıştım. doğrusunu söylemek gerekirse, bu yeni ilgimin doğuşu da aslında lise yıllarımın bitişi ve üniversite yıllarımın başlangıcına denk gelen o iki aylık o benzersiz sürece denk gelir.
o sürece benzersiz dememin sebebi ise artık yeni bir farkındalıkla hayata yaklaşıyor olmamdı. üst ses olma hayallerimin aile bireyleri arasında çok popüler olmaması sonucu hayatta üst sese benzer yeni formlar arayışına girdim ve bu beni mühendislik mesleğine sürükledi ister istemez. ister istemez diyorum, gerçekçiliğin tohumlarının eğriler ve doğrularla çiçeklendiği alan olarak mühendislik, babama göre de gerçeği en doğru şekilde öğrenebileceğim alandı. babama bu konuda karşı koymak imkansızdı, zira ben de üst sesi nasıl tanımlayacağımı, tam olarak ne olduğunu henüz keşfedebilmiş değildim. işin içinde tanrısal bir takım mevzuların olduğunu seziyordum ama işin aslının ne olduğunu öğrenmem için üniversite 3 sırasında, hoşlandığım kızın hasta olması sebebiyle not tutmak için girdiğim o psikoloji dersine girmem gerekiyormuş.
o psikoloji dersi öncesi, gelecek vaat eden bir genç iken, yaklaşık üç saat içerisinde dünyamın tarumar olacağını nereden bilebilirdim? bilemezdim. bilmiyordum da. halbuki benim çocukluğumdan beri yaşadığım, otobüs terminallerinde, hastanelerde, küçük tatil kasabalarının içinde yaşadığım delicesine bekleyişin bir adı vardı. ismi overhead syndrome'du. ve bu noktada ingilizce öğrenmeye başladım.
ingilizce öğrenmeye başlamamın konudan uzaklaşmak olduğunu bir akşam elimde oxford dictionary varken fark ettim. mesele ingilizce öğrenmek değildi, overhead syndrome'un türkçe ismi kafaüstü sendromu olarak halihazırda bulunmaktaydı. delicesine merakım, beni sendromumla ilgili türkçe kaynak aramaya itti. bu sebeple gelişen ingilizcemin verdiği zevki yaşayamadım. kafaüstü sendrom, kafaüstünden gelen seslere karşı özel bir ilgi duymakla tanımlanabilirdi genel olarak. fakat bu tanım benim için elbette tatmin edici olmadı. "
gördüğünüz gibi varlığımı kafanızda piç etmek için bu tarz aktivitelerime devam etme kararı almış bulunmaktayım. burada öyle iğrenç yazılar okuyacaksınız ki artık kafanızda ceren diye bir şey kalmayacak. benliğimi arı mayalı kokulu silgiyle sileceğim hafizalarınızdan.
25 Şubat 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder