istanbul cicekleri, beni birkac dakikaligina mazur gorun lutfen. cunku biraz sonra yazacaklarim herhangi bir manali soze denk dusmuyor olacak. sadece canim sikkin, oylesine yazicam buraya. yazdikca rahatliyor insan.
dedim ya, kisin yuku cok fazla su sira uzerimde. durdugum yerde kimildamadan saatlerce durabilcek vaziyetteyim. keske zamanim olsa ve tabi biraz da param, su last minute turlarindan biriyle meksika'ya gitsem. websitelerinde gezinip gezinip hayal kuruyorum canim sikildikca. burdan gitmeye, birkac zamandir yasamimin uzerine yagan karlari kurekle temizlemeye ihtiyacim var. ama oyle aynanin karsisina gecmisim de, kendi kendime aval aval bakiyormusum gibi hersey. hani bir seye baktikca cok duzlesir ya, anlami kaybolur. ya da bazen bir sozcuge takarsin kafayi, kafanda onlarca kez sayikladiktan sonra manasindan suphe etmeye baslarsin. hicbir sey ifade etmez bir yerden sonra. bu klise sozcugu kullanmak istemiyorum ama tam bir "yabancilasma" ani. iste ben de hayatimi ole onlarca kez sayikladim sayikladim ve bir anda ici bosaldi.
su sira beni ingilizce konusmaya zorlayan her ortamdan gizli gizli kaciyorum. turkce cumle kurmaya dermanim yokken, bir de zaten benligimi yontan, zimparalayan bir dille insanlara tutunmaya hic gucum yok. nasil bir yorgunluk anlatamam. bazen cumle kurdukca iyice anlatamadigimi hissediyorum. ben anlatamadikca, agzimdan cikan sozcukler bir torbada rastgele bir araya toplanmis tek tek kelimelere donusuyor. sanki hepsini torbada sallayip havaya atsam, yere dustukleri anda olusturduklari rastgele duzen daha cok anlam uretecek gibi. bir insan, hicbir sey yapmadan, sadece yataginda oturarak kac saat gecirebilir? ben bu konuda kendimi asiyorum sanirim son zamanlarda. yine geldiler diyorum. boyle duzenli gelip gelip gidiyorlar. bu varolussal sikintilardan cok sikildim. artik ciddiye de alamiyorum. bekle, gecer demekle avunuyorum.
belki de gunese ihtiyacim var. surekli uyuklama ve sersemlik modu zamanimi benim elimden alip havaya ufluyor. gecen gun mesela zorladim kendimi. disari ciktim. burada kensington diye alternatif bir semt var. hippiler, serseriler(!), aylaklar, issizler, gucsuzler, kitabini alip gelenlerle dolu. bana yari eminonu, yari atlas pasajini hatirlatiyor. ikisini bir arada gorme hali. guzel bir karisim yani. mesela sokaklarda deli gibi kuruyemis, hububat ve bilimum acikta satilan sey var. diger yandan da ikinci el kiyafet alabilecegin bir suru dukkan. iste sokaklardan birinin kosesinde cok hos bir kahve var. caylari ve kahveleri cok guzel. ordan kahve aldim. disarida banklari var. banklardan birine oturdum. gunes acmis. hava bir nebze daha sicak. sonra yoldan gecen herkese elimdeki kahveyle gulumsemeye basladim. buranin en guzel taraflarindan biri de, tanimadigin insanlarin senle goz goze geldikleri anda, sana gulumsemesi. ben de bunu bir oyuna cevirip, onume gelene gulumsemeye basladim. cok iyi geldi bir suru gulen yuz gormek. biraz icim isindi. kendimi cok iyi hissettim. sonra gittim sacimi kestirdim. cok degisik degil, sadece biraz reformasyon. acayip kirik vardi sacimda. istanbul'dan beri kestirmemistim.
neyse sonra yine hicbir sey degismedi tabi. hep boyle anlik, ufacik piriltilar yakalayip, sonra yine kendimi odama kapatiyorum. offf simdi size de cok negatif bir yazi yazmis oldum. oyle kendi kendime sayiklamami buraya dokeyim istedim. kayitsiz yasanmiyor biliyoruz ki. ben simdi kendimi pazar sikintisinin kucagina birakiyorum. bu pazar gunlerine de cok aciyorum. en bos gunumuz ama hep yillardir uzerine yapisan su kotu sikinti imaji... ah nurdan gurbilek ah!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
kensington kitapta geçiyodu.
gidişat:
evet o alıntı, bi süreden sonra başlayan tarih, yatakta saatlerce sadece oturmalar. buyrun biziz.
not: ben de yarın saçımı kestircem.
şimdi istanbul'a kesik kesik kar yağıyor. çatılar ıslak, yeterince kar tutmuyor. sevdiğim rüzgarlı, parçalı bulutlu havanın aksine gri bir gökyüzü var burada.
işte yabancılaşmaya ne denir, her yerde her şekilde ortaya çıkıp gelip insanı bulana. bahar gelecek yahu demek dışında ne denir ki? güneş açacak, yaz da gelecek. bu aralar çok anlamlı gelmeye başladı bana bu sözcükler. hastalıkler bitecek, bedenler uyanacak. ve sen de belki o zaman o hippi semtinden bize eşyalar getireceksin. üzerine giymiş olacaksın, kar kokusu getireceksin. mesela benim yeniliğim de sen olacaksın. geldiğinde belki kıyafetlerin farklılaşmış olacak, belki daha durulmuş bir aslı çıkacak karşıma, ama böylesi değişim de güzel olacak. seni orada yakalamış olacak. bilinmez ki, belki de beni burada da yakalamıştır, ve günlerin rutinliğinde benim haberim yoktur bundan.
öyle saçmalıyorum belki sözlerim hitap etmezse. ama çok anlamlı, yalın geliyor bu günlerde baharın birkaç ay ötede olması.
dışarda güneş olucak, o güneşin sadece görüntüden ibaret olmadığını bilceksin, ceket mi giysem sıcaktır diceksin, yaza az kaldı bitiyo olcak.
(ben düşünmüyodum valla hiç, ama ceren bana yaradı.) :)
Yorum Gönder